Anasayfa » Haberler » Ermenistan - Azerbaycan Çatışması ve Tarihsel Arka Planı

Ermenistan’ın Azerbaycan ile sınırında 12 Temmuz’da başlattığı ve dört gün boyunca süren çatışmalar dünyanın gözünü yeniden Güney Kafkasya’ya çevirdi. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Fatma Sarıaslan, Azerbaycan-Ermenistan sınırında Ermeni silahlı kuvvetlerinin başlattığı çatışmaları ve gelinen durumu, Dağlık Karabağ sorununun tarihsel arka planı ekseninde değerlendirdi.

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki gerilim geçtiğimiz hafta yeniden tırmandı.12 Temmuz 2020 tarihinde Ermenistan ateşkes rejimini açıkça ihlal ederek, Azerbaycan'ın silahlı kuvvetlerine yönelik Tovuz bölgesi yönünde topçu birlikleri kullandı ve Azerbaycan silahlı kuvvetleri buna ateşle karşılık verdi.[i]  Karşılıklı saldırılarda gerek Azeri gerekse Ermeni tarafı önemli kayıplar verdi. Çatışmanın hukuken Azerbaycan’ın kontrolünde olan, ancak Ermenistan’ın tarihsel ve demografik nedenler ileri sürerek hak iddia ettiği bölge olan Dağlık Karabağ ile temas hattında değil de Tovuz sınır bölgesinde yaşanıyor olması ise beklenmedik bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Azerbaycan-Ermenistan-Gürcistan sınırlarının kesişme noktasında olması ve aynı zamanda Türkiye’nin enerji ve taşımacılık yollarının yakınında bulunması Ermenistan'ın bir provokasyon peşinde mi olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Nitekim Azerbaycan'ın Moskova Büyükelçisi Polad Bülbüloğlu’na göre, sınırda tırmanan gerginlik, Ermenistan’ın Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) ülkelerini ve bloğun ana üyesi olarak Rusya'yı bu çatışmaya dahil etmeye yönelik bir provokasyon.[ii] Aslında Azerbaycan topraklarının Ermenistan işgali altında kalması uluslararası hukuka aykırı bir durum teşkil ediyor. Peki bu ne anlama geliyor? Yani Azerbaycan her an BM Sözleşmesi’nin 51. maddesine dayanarak meşru müdafaa hakkı çerçevesinde topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma hakkını haiz. Ve bu kapasiteye de. Ermenistan açısından bu durum ciddi bir risk. Ermenistan’ın bu defa mutad olduğu üzere Dağlık Karabağ hattından değil,  başka bir sınır hattından saldırmasının Azerbaycan’ın artan kapasitesinin Rusya’nın da yer alacağı -tıpkı Gürcistan ve Ukrayna’da olduğu gibi- bir savaşla sınırlanmasını sağlamak için Azerbaycan’ı provokasyona çekmeye çalıştığı değerlendirmeleri yapılıyor.[iii] Öte yandan son gelişmeler Ermenistan’daki iç politik mücadelenin bir uzantısı olarak da görülebilir. Bu bağlamda gerek Ermeni hükümetinin dikkatleri sosyo-ekonomik sorunlardan uzaklaştırma kaygısının, gerekse Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan'ın siyasi otoritesini sağlamlaştırma amacı gütmesinin çatışmaların gündeme gelmesinde etkili olduğunu da ileri sürmek mümkün. 

Bu noktada Ermeni-Azeri çatışması bağlamında Dağlık Karabağ sorunun tarihi arka planını, ateşkesi ve ardından gündeme gelen barış sürecini kısaca hatırlamakta fayda var.

 

Tarihsel Bağlam

Azerbaycan, Ermenistan ve İran arasında yer alan Dağlık Karabağ, Kafkaslarda önemli bir geçit noktasında bulunuyor. 1990’ların başında, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarının beşte birini oluşturan bölgeye saldırmasıyla dünya gündemine giren Dağlık Karabağ meselesi Sovyetlerin çöküşünden sonra Kafkasya’daki istikrarı etkileyen sorunların başında yer alıyor.

Sovyet döneminde, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ Bölgesinin kime ait olduğu konusunda anlaşmazlık baş göstermişti. Bu bağlamda 1923’te özerk bölge olarak Azerbaycan’a bağlanan Dağlık Karabağ’ın 1988’de Azerbaycan’dan ayrılıp Ermenistan’a bağlanmak istemesi ve bunun Azerbaycan Sovyeti tarafından reddedilmesi sorunun çıkış noktasını oluşturuyor.[iv] 1923’te bu bölgenin Azerbaycan Cumhuriyeti içinde otonom bir bölge olması kararlaştırıldı.[v] SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle Dağlık Karabağ, 1980’lerin sonunda Azerbaycan, Ermenistan ve SSCB Sovyetlerine başvurarak Azerbaycan’dan ayrılmak ve Ermenistan’a bağlanmak istediğini bildirdi. Azerbaycan Sovyeti, bu kararı ve başvuruyu reddetti. SSCB Sovyeti ise, Ermenistan Sovyeti’nin Dağlık Karabağ’ı Ermenistan Cumhuriyeti içine alma kararını reddederek Ocak 1989’da Dağlık Karabağ’da yönetimi devraldı. 1991’de Azerbaycan ve Ermenistan’ın bağımsızlıklarını kazanmalarının ardından 26 Kasım 1991’de Azerbaycan Karabağ’ın özerklik statüsünü feshederek bölgeyi doğrudan merkezi yönetime bağladığını açıkladı. Ermeniler buna 10 Aralık’ta bir halkoylamasıyla bağımsızlık kararı alarak karşılık verdi. 1992 başlarında Rus birliklerinin Karabağ’dan çekilmelerinin ardından anlaşmazlık savaşa dönüştü ve 1992 ortalarında Karabağ Ermeni olmayan nüfustan arındırıldı. 24-25 Şubat 1992’de soykırım niteliğindeki Hocalı katliamı yaşandı. Rusların da yardımıyla Ermeniler, 1993-94 döneminde Karabağ ve çevresindeki geniş bir çemberi ele geçirdiler ve işgali daha geniş alana yaydılar. Ardından Laçin Koridoru vasıtasıyla Ermenistan’la doğrudan kara bağlantısı sağladılar. Dağlık Karabağ savaşında yaklaşık 24.000 insan hayatını kaybetti. Bunların yaklaşık 18.000’i Azerbaycanlı, aşağı yukarı 6.000’i ise Ermeni’ydi.[vi]

Çatışmayı durdurmaya yönelik barış süreci, daha sonra AGİT’e (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) dönüşecek olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı (AGİK) çerçevesinde başlatıldı. 24 Mart 1992’de AGİK’in aldığı bir kararla soruna çözüm bulmak üzere Türkiye’nin de dahil olduğu 11 üyeli Minsk Grubu oluşturuldu.[vii] Ve nihayet Ateşkes anlaşması 1994 yılında imzalandı. İmzalanan ateşkes anlaşması hâlen yürürlükte. Ancak ateşkese rağmen Ermenistan defalarca ateşkes ihlallerinde bulundu. 1994’ten günümüze kadarki en geniş çaplı çatışma 2016 yılında yaşanmıştı. Bu çatışmalar sırasında Ermenistan’ın ateşkes ihlallerine karşılık veren Azerbaycan Ermenistan’a ciddi kayıplar verdirmekle kalmamış, topraklarının bir kısmını da Ermenistan işgalinden kurtartmıştı. Dolayısıyla 1994 yılındaki ateşkese rağmen ateş esasında hiç kesilmemişti. 

 

Taraflar ne iddia ediyor?

Günümüze kadar çözülemeyen bu meselede, Ermenilerin tezleri, Ermenilerin Dağlık Karabağ’da çoğunluk teşkil ettiği, bu nedenle kendi kaderini belirleme hakkına sahip olduğu savına dayanmaktadır. Azerbaycan tarafı ise, Dağlık Karabağ bölgesinin hukuki ve tarihî olarak kendisine ait olduğunu savunmakta, bölgedeki etnografik yapının Rus ve Sovyet politikalarıyla suni olarak değiştirildiğini, bu nedenle toprak talebine temel teşkil edemeyeceğini iddia etmektedir. Bu bağlamda, Çarlık Rusyası döneminden itibaren bölgeye kasıtlı bir biçimde yerleştirilen Ermeniler ve Çarlık Rusyası’nın nüfus politikalarını devam ettiren Sovyetler Birliği’nin aslında sorunun temellerini attığını belirtmek gerekiyor.

 

Uluslararası toplum ne diyor?

Dağlık-Karabağ, Ermenistan dâhil hiçbir devlet ve uluslararası örgüt tarafından tanınmıyor, bölge Azerbaycan’ın egemenliği içinde kabul ediliyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçmişte -büyük ölçüde Türkiye’nin çabalarıyla- Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün korunmasını isteyen bir dizi karar aldı. BMGK’nin 1993 yılında almış olduğu 822, 853, 874 ve 884 sayılı kararlarda, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı, Ermenistan’ın sorunda taraf olduğu ve işgal edilen toprakların hemen ve şartsız olarak terk edilmesi gerektiği vurgulanmıştı. BMGK’nin söz konusu kararlarında Ermeni işgallerinden duyulan rahatsızlık dile getirilmiş, uluslararası alanda kabul görmüş sınırların ihlal edilmezliği, toprakların silah zoruyla ele geçirilmesinin kabul edilmezliği, bütün devletlerin bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ilkeleri belirtilmişti.[viii] Buna rağmen, Ermenistan 1994 tarihli Ateşkes antlaşmasına uymadığı gibi, BM’nin bu kararlarına da uymadı. BM yaşanan son çatışmalarla ilgili olarak ise, çatışmaların “acilen sonlandırılması” çağrısında bulundu. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, tarafları kışkırtıcı söylemlerden uzak durmaya çağırdı. Rusya ise tarafları ateşkese uymaya davet etmekle kalmayıp gerekirse taraflar arasında arabuluculuk yapabileceğini de açıkladı. ABD, İngiltere ve diğer Batılı ülkeler taraflara itidal çağrısı yaptılar. Avrupa Birliği, AGİT, NATO ve KGAÖ ateşkes ihlallerinden ve sıcak çatışmaların başlamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdiler. 

 

Ve Türkiye 

Azerbaycan Ermenistan’la arasındaki Dağlık Karabağ meselesinde en büyük desteği Türkiye’den görüyor. Dağlık Karabağ sorununda Türkiye hem Azerbaycan ile olan milli, tarihi ve kültürel bağları hem de bölgeye sınır komşusu olması nedeniyle sürece etki edecek önemli bir aktör konumunda. 1990’larda çatışmaların yaşandığı Türkiye, temkinli bir politika izleyerek sorunun uluslararası platformda barışçı yollardan çözülmesi için çalışmıştı. Ermenilerin Hocalı’da yaptıkları katliamlar ve arkasından Kelbecer bölgesinde gerçekleştirdikleri saldırılar üzerine ise Türkiye Ermenistan politikasında değişikliğe gitmişti. Türkiye 3 Nisan 1993 tarihinde Ermenistan ile olan sınırını kapatmış ve ülkeler arasında fiziki iletişim en alt düzeye inmişti. Bu bağlamda Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerinin iyileşmesinin Dağlık-Karabağ sorununun çözümüne endeksli olduğunu söylemek abartı olmaktan ziyade gerçekçi olacaktır.

Ermeni silahlı unsurlarının Azerbaycan'ın Tovuz bölgesine gerçekleştirdiği saldırıların ardından Türkiye, her koşulda Azerbaycan'a verdiği desteği yineledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu saldırıları kınadı, Ermenistan’ı uluslararası hukuka saygılı olmaya ve işgal ettiği toprakları terk etmeye davet etti. Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada ise saldırılar, “Ermenistan’ın saldırgan milliyetçilik anlayışının yeni bir tezahürü” olarak tanımlandı ve “Ermenistan'ın uluslararası toplumun dikkatini Azerbaycan toprağı Yukarı Karabağ ve çevresinde yıllardır sürdürdüğü hukuk dışı işgalden başka yerlere çekmek ve ihtilafa yeni boyutlar kazandırarak siyasi çözümün önünü tıkamak için başvurduğu teşebbüsler”  olarak nitelendirildi ve bu türden girişimlerin sonuçsuz kalmaya mahkûm olduğuna dikkat çekildi. Ayrıca açıklamada “Türkiye’nin, toprak bütünlüğünü koruma mücadelesinde tüm imkânlarıyla Azerbaycan'ın yanında yer almaya devam edeceği” vurgulandı.[ix] Ayrıca TBMM'de dört siyasi parti, (AK Parti, CHP, MHP ve İYİ Parti) Ermenistan'ın Azerbaycan'a saldırısına ilişkin ortak kınama mesajı yayımladı.[x]

Özetle, Ermenistan’ın saldırgan tutumunun gerisinde kendi milli gücünden ziyade provokatif bir zihniyet olduğunu söylemek mümkün. Ulusal güç unsurları açısından Ermenistan’ın çok zayıf bir ülke olduğu açık. Dolayısıyla Ermenistan’ın bir savaşı kaldıracak bir pozisyonu bulunmuyor. Buna karşılık Azerbaycan ise ekonomik ve askeri açıdan 1990’lı yılların başlarına göre çok daha güçlü. Azerbaycan petrol endüstrisine yönelik olarak çektiği yabancı yatırımlar sayesinde petrol ve doğalgaz gelirlerini ve refah düzeyini ciddi düzeyde arttırmış durumda. Bu gelişmelere paralel olarak önemli bir silahlanma programı yürüten Azerbaycan, ordusunun gücünü de önemli ölçüde arttırdı. Son olarak belirtmek gerekir ki, esasında Ermenistan’ın gelinen noktadaki bu saldırgan tutumu, sorununun çözümsüzlüğünden beslenerek hem Azeri hem Ermeni tarafı üzerinde baskı kurup, nüfuzlarını pekiştiren Rusya ve ABD gibi küresel güçlerden sağladığı destekle direkt olarak ilintili. Her ne kadar saldırıları kınayıp, durumu endişeyle izlediklerini açıklasalar ve taraflara itidal çağrısında bulunsalar da meselenin çözümsüzlüğünden en çok beslenenlerin her zamanki gibi büyük güçler olduğunu hatırda tutmak gerekiyor. Ve tabii meselenin uluslararası boyut kazandıkça çözümünün de o denli zora girdiğini de. 

 


[i] “Azerbaycan-Ermenistan sınırında çatışma: Azerbaycan ordusundan 2 asker hayatını kaybetti”, BBC Türkçe, 13 Temmuz 2020,  https://www.bbc.com/turkce/53385270

[ii] “Azerbaycan'ın Moskova Büyükelçisi: Ermenistan Rusya’yı çatışmaya çekmek istiyor”, CNN Türk, 18 Temmuz 2020.

[iii] Araz Aslanlı, “Azerbaycan-Ermenistan cephe hattındaki gerginliğin nedenleri ve muhtemel sonuçları”, Anadolu Ajansı, 16 Temmuz 2020.

[iv] Elif Hatun Kılıçbeyli, “Sovyet Sonrası Kafkasya’da ‘Yeni Egemen’ Devletler: Bölge ve Bölge Dışı Aktörler ile Bütünleşme Süreci”, Yelda Demirağ-Cem Karadeli (der.), Geçmişten Günümüze Dönüşen Orta Asya ve Kafkasya, Ankara, Palme Yayıncılık, 2006, s. 83.

[v] Emin Gürses, “Kafkasya’da Uluslararası Rekabet”, Avrasya Dosyası (Azerbaycan Özel Sayısı), C.7, N.1, İlkbahar 2001, s. 253.

[vi] Ömer G. İşyar, “Ermenilerin Dağlık Karabağ Uyuşmazlığına İlişkin Tutumlarının İçsel Nedenleri”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, no. 29, Ekim 2003, s. 3.

[vii] Minsk Grubu’nun üyeleri Azerbaycan, Ermenistan, Fransa, ABD, Rusya, Beyaz Rusya, Çekoslovakya, Almanya, İtalya, İsveç ve Türkiye’dir. 

[viii] Araz Aslanlı, “Tarihten Günümüze Karabağ Sorunu”, Avrasya Dosyası (Azerbaycan Özel Sayısı), C. 7, N.1, İlkbahar 2001, s. 413.

[ix] “Azerbaycan’a Yönelik Ermeni Saldırısı Hk.”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, No: 149, 12 Temmuz 2020.

[x] “TBMM'de Dört Parti'den Ermenistan'ın Azerbaycan'a Saldırısına İlişkin Ortak Açıklama”, Meclis Haber,  https://meclishaber.tbmm.gov.tr/develop/owa/haber_portal.aciklama?p1=149114 , 16 Temmuz 2020.